Düşünebildiğimiz düşünceler kadar,düşünemediğimiz koskoca düşünce kategorilerinin de var olduğudur.Varlığından bile haberdar olmadığımız bütün düşüncelerinizle işe başlayın!
Bir an için tanıdığınız en güzel insanı düşünün. Bu şahıs üzerine düşen gözlerin,onun cazibesiyle sarhoş olmaması imkansız göründüğünü varsayalım. Aslında olan şey,o gözlerin bağlı olduğu evrimsel programlamadan kaynaklanmalıdır. Daha derine inelim!
Bu gözler bir kurbağaya aitse,düşündüğünüz o güzel şahıs bütün gün kurbağanın önünde dursun hatta çıplak dursun,kurbağa olsa olsa kuşkulanacaktır. Bu ilgisizlik karşılıklı olacaktır elbet:Çünkü insanlar insanlara,kurbağalar kurbağalar çekici gelmektedir.
Arzu ne kadar doğal görünürse görünsün,dikkat edilecek ilk şey,yalnızca türe uygun bir arzuya 'ayarlı' oluşumuzdur. Bu durum oldukça basit dursa da aslında önemli bir noktanın altını çizer:Beynin mekanizması,hayatta kalabilmemiz için uygun davranışları üretilecek şekilde düzenlenmiştir.
Elma,yumurta ya da patatesin tadı yararlı oldukları için bizler de bu yiyeceklerin tadını beğenecek şekilde ayarlanmıştır. Yani sizler içindeki mükemmel moleküller için değil,bankanızda saklayabileceğiniz enerji dolarları olmasıdır. Bunun tam tersi bir örnek verirsek dışkının zararlı mikrop içeriği,bizi onu yemekten alıkoyan bir tiksinti güdüsü düzenlemiştir.
Hiçbir şey doğal olarak 'lezzetli' veya 'tiksindirici' değildir. Tadını niteliğini aslında gereksinimlerimize bağlıdır. Lezzet basitçe bir yararlılık göstergesidir.Evrimsel hedeflerimiz düşüncelerimiz içerisinde yol bulur ve onları biçimlendirir.
PCTR1 molekülü, görevini akyuvarlara bakterilerin öldürülmesinde destek sağlamaktadır. Vücudumuzun koruma mekanizması normal şartlarda bakterileri tehdit boyutunda değildir. Fakat bazı durumlarda özellikle bağışıklık sistemimiz zayıfladığında tekrardan tehdit boyutuna dönüşebilmektedir. Bakteriler vücudu istila eder ve enfeksiyona neden olur.
Daha fazla ilerleme kaydedilirse ölümle sonuçlanabilen sepsis (kana mikroorganizma ve toksin karışması) görülebilir. 1920'lerde bilim dünyası için çok önemli bir buluş yapıldı ve penisilinin antibiyotik özelliklerin keşfi ile enfeksiyon tedavisinde yeni bir çağın başlamasının yolunu açtı.
Antibiyotik ve Bakteri ilişkisi
Antibiyotikler bakterilere karşı nasıl bir etkin mekanizma sağlamıştır. Antibiyotikler sayesinde,bakterilerinin üreme evresine gelmeden önce büyümeleri durdurulmakta ve bağışıklık sistemi tarafından yok edilmeleri için zaman kazanılmaktadır. Penisilin,farklı bakteriyel enfeksiyonlar için geliştirilen uzun antibiyotik listesinin ilk elemanıdır.
Günümüzde Nasıl ?
Son yıllarda,antibiyotiklerin bakteri büyümesini durdurma yetenekleri kısıtlanmış ve tedavi yönteminde direnç gösteren bakteri suşlarının saysında artış gözlenmiştir. Antibiyotik direncinin yarattığı tehdit,yeni yollar aramamıza neden olmuştur.
Yeni yollar arayışı içerisinde merkezi sinir sistem odaklı düşünülmüştür. Yapılan deneylerde kontrolü olarak onuncu kafatası sinir çifti kesilmiş farelere,dışarıdan PCTR1 enjekte edilmiş ve makrofajların aktivitelerinin yeniden düzenlendiği görülmüştür. Bu çalışmaların sonuçlarına göre;PCTR1 molekülünün kullanımı ile vücudumuzun bakteri enfeksiyonları ile savaşma kabiliyetinin artırılması ve bu yolla antibiyotiklere karşı bağımlılığımızın azaltması yakın gelecekte mümkün olur.
Araştırmacılar manyetik termal uyarı konu üzerinde yapılan çalışmalarda nörobilimcilere çok güçlü bir cihaz kazandırdı.Beyin bölgesinde belirli hücreleri etkiliyor.Tıpkı açma-kapama gibi beynin minimum düzeyde etkileyen ve uzaktan kullanılabilen bu cihazın aynı zamanda fizyolojik açıdan değişimlerin de görülebilmesinde büyük yardımı dokunacak.
Bilim insanları beyinde bulunan küçük bir grup beyin hücresini manyetizma ile aktif hale getirdi.Aktif hale gelen vücut hareketlerinden;el ve ayak hareket ettirme ve kontrollerini kaybetmek de dahil.Bu çalışmanın başarısı,nöralajik hastalıkların tedavisinde ve geliştirilecek hastalıklarda tedavi yöntemi olabilir.
Buffalo Üniversitesi araştırmayı yöneten Prof Arnd Pralle:''Şimdilik davranış kontrolü ve duyguların nöronal haritasını çıkarmak için yapmamız gereken çok işimiz var.Geliştirdiğimiz teknik,bu sorun için gayretlerimizi gayet iyi bir şekilde destekleyebilecek nitelikte.''dedi.
Beynin tam anlamıyla nasıl çalıştığını anlamak için farklı organlarımızın birbiriyle olan etkileşim ve davranış kontrolü,hastalıklara anahtar niteliğinde olmasını hatta nöron gruplarında hasar yada işlev bozukluğu da var.Travmatik beyin hasarında,Psrkinson hastalığı,distoni ve periferik felç gibi rahatsızlıkların hepsi bu kategoriye giriyor.Depresyon ve epilepsi gibi beyinde direkt etkisi bulunan rahatsızlıkların tedavisinde de bilim insanlarına destek olmak istiyor.
Manyetik-termal uyarı,araştırmacıların ısıyı kullanrak manyetik nano parçacıklarla beyindeki nöronları uyarmasını sağlıyor. Nano parçacıklar harici manyetik alan tarafından ısıtıldığı zaman beyin hücreleri yanar bu da ısıya duyarlı iyon kanalların açılmasına neden olur.Deney farelerde yapıldığında,beyinde üç farklı bölgede başarılı bir şekilde belli motor fonksiyonları aktif hale getirdi.
Motor korteksinde uyarılan nöronlar hayvanlarda koşmaya neden olurken striatumdaki nöronlar uyarıldığında kendi etraflarında dönmeye neden oluyor.Beyindeki daha derin bölgelerde aktif hale getiren bilim insanları,bu seferde hareket eylemi gerçekleştirmediğini gözlemledi.
Manyetik-Termal Uyarı Nasıl Çalışıyor?
Manyetik-termal uyarı,araştırmacıların ısıyı kullanarak manyetik nano parçacıkları beyindeki nöronları uyarmasını sağlar.
Öncellikle bilim insanları genetik mühendisliğini kullanarak hedeflenen nöronlara özel bir DNA zincirini yerleştirerek bu hücrelere ısı aktive edilmiş bir iyon kanalı üretmelerini sağlıyor.Hazırladıkları manyetik nano parçacıkları beynin aynı bölgesine enjekte ederler.Bu nano parçacıkları hedeflenen nöronların yüzeyine tutularak sanki bir soğan zarıymış gibi kaplanır.
Nano parçacıklar manyetizmasını sürekli hareket etmesine neden olur.Bu da hedeflenmiş olan nöronların ısınmasını sağlar.
Gerçekleşen mutasyonlarda beynin temel mekanizmalarını zarar görmesine sebep olmaktadır.Yine de tek bir neden sunmak sağlıklı olmaz.Semptomlarının büyük oranda, sinir hücrelerini destekleme ve izole etme konusunda önemli bir rol oynayan kusurlu yardımcı hücreler sebebiyle de olabileceğini ileri sürüyor.Beyinde var olan sinir hücrelerinin her biri birbiri ile ilişki içindedir. Bu sayede iletişim gerçekleşir. İletişimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi sinir hücrelerinin uç kısmındaki kimyasal maddelerin salgısı ile sağlanır. Bu salgılanan maddelerden olan dopaminin etkisi ile gerçekleşen iletişimde oluşan bir hasar nedeni ile şizofren açığa çıkabilme olasılığı yüksektir.
Yardımcı hücrelerde var olan problemler sorumlu tutuluyor. Yapılan araştırmada, işlevsiz kalan glial hücrelerin beynin sinir ağlarının oluşumunda anormalliklere neden olabileceği test edildi. New York Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacısı olarak çalışan ve makalenin başyazarı olan Vilaiwan Fernandes şöyle anlatıyor: “Elde ettiğimiz sonuçlar, beyin gelişimine çoğunlukla nöron merkezli olan bakışımızı yeniden ele almamız gerektiğine işaret ediyor.
Artık, glia gibi nöronal olmayan hücrelerin de katkılarının farkına varıyoruz. Yaptığımız çalışmada, sinir hücresi oluşumunun zamanlaması, biçimi ve yönetimi konularında beyin gelişimine ilişkin temel soruların, ancak glial katkının hesaba katılması ile anlaşılabileceğini ortaya koyduk.” Fonksiyonel olmayan yardımcı hücreler daha önceki çalışmalarda da şizofreni ile ilişkili görülüyordu.
Ancak nöronların sahip olduğu anormalliklerden daha az önem taşıdığı düşünülmekteydi. Buna karşı araştırmacılar bu kez özellikle yardımcı hücrelerin hastalıktaki etkisini gözlemlemeyi tercih etti. Aynı koşullarda hayvan modellerindeki beyin hücrelerinin insanlardaki ile benzer hareket edip etmediği ise araştırmadaki temel soru işaretiydi.
Şizofreni tanısı olan hastalardan (glial progenitör) hücre örnekleri aldı ve bunları genç farelerin beyinlerine nakletti. Edinilen sonuçlar şizofreni olmayan deneklerden alınan hücrelerle karşılaştırıldı. Bu şekilde, farelerdeki davranışların insanlardaki ile benzer patolojinin sonucu olduğuna emin olabildiler.
Kimi Mercedes yerine Toyota almayı tercih ediyor,Kimileri tatil için Paris seçerken bazıları Tayland'ı seçiyor.Pek çok deneyde bu kararları alan tek bir benlik olmadığını gösteriyor; Aldığımız kararları içimizde sürekli çelişen ve çatışan farklı oluşumlardan doğuyor.
Üç aşamalı bir deney gerçekleştiriliyor.Deneyin 'kısa deneme' olarak adlandırılan etabında katılımcılara ellerini bir dakikalığına 14 derece ısıda su dolu bir kaba sokarlar; Bu sıcaklık seviyesi deneklere acı vermese de rahatsız edebilecek bir soğukluktur.
Altmış saniye sonra deneklere ellerini çıkarmalarını söylenir.'uzun deneme'kısımında katılımcılardan diğer ellerini aynı ısıda su dolu başka bir kaba yerleştirmelerini istenir; Bu sefer kaba ilave olarak belirli süreden sonra bir miktar sıcak su eklenir.
Deneyin üçüncü kısmında ise iki denemeden birini tercih ederek tekrarlamaları istendiğinde katılımcıların %80'i uzun denemeyi tekrarlamayı tercih eder;
Deneyimleyen benliğimiz için uzun denemenin daha kötü olduğu ortadır.Uzun denemede sıcak su ilave edilmesi hala rahatsız edicidir.
Anlatıcı benlik ise bir deneyimin değerini,deneyimi oluşturan olayların içindeki dönüm noktalarının ortalaması üzerinde belirlenir; Soğuk su deneyinde suyun soğuk olduğu ve sonrasında sıcaklığı artığı kısmın ortalamasını alır ve 'suyun biraz daha ılık' olduğu sonucuna varır.
Son Kademede
Evrim bu hileyi çok öncesinde kullanmıştır.Doğum sırasında kadınların yaşadığı dayanılmaz acılar düşünüldüğünde hiçbir kadın tekrardan doğum gerçekleştirme ihtimali düşüktür; Ancak sonrasında hormon sistemi ağrıyı azaltan ve rahatlamayla beraber mutluluk hissi de yaratan kortizol ve beta-endorfin hormonları salgılanır.
Hakkımda

İstanbul Yeni Yuzyil Üniversitesi Genetik Bölümü Mezunu. Bilimsel farkındalıklar oluşturmak ve her gün yeni bir bilgi öğrenmek için yaşayan Genç Bilimci
Popüler Gönderiler
-
Bilim adamları Columbia Üniversitesinin keşfettiği bir ...
-
Gençlerde uzunluk bakımından 8-10 bin nükleotit ...