CRISPR’la Kas Hastalığına Çözüm Geliştirildi




CRISPR/Cas9 son dönemlerde sıkça adı geçen bir teknik oldu. Bilim camiası ve sağlık alanının yeni gözbebeği olan CRISPR/Cas9 her geçen gün yeni bir soruna çözüm üretiyor, üretmeye de devam edeceğe benziyor. Büyük bir ihtimalle de siz bilim severler, ‘neymiş bu yahu?’ diye merak edip çoktan açıp ucundan olsa da okuma girişiminde bulunmuşsunuzdur ancak yine de kısacık bir tanımlama yapalım isterseniz.
CRIPSR/Cas9 tekniği, aslında biyolojiden malzeme bilimine kadar pek çok alanda en çok kullandığımız yöntemle, yani doğayı taklit ederek geliştirilmiş bir genom biçimlendirme (genome editing) yöntemi. Bir prokaryot olan bakterilerin avı oldukları virüslere karşı bir savunma mekanizması olarak kullandıkları bu sistem, düzenli aralıklı yinelenen palindromik DNA dizilerinden (CRISPR) ve bu dizileri tanıyarak onlara bağlanan ve kesen proteinlerden (Cas, ‘cascade protein’den geliyor) oluşmaktadır.
 Öyleyse,  Nedir bu diziler ? Bakteriler, karşılaştıkları virüslerin genetik materyalindeki dizileri kopyalayıp kendi genetik materyallerine ekleyebiliyorlar. Bu sayede, nasıl aşı, bağışıklık hafızasını kullanarak sonraki enfeksiyonlarda bize koruma sağlıyorsa, bakteriler de bu yöntemle virüslerden korunuyorlar. Diğer soru, bu sistemi kendi istediğimiz bir diziyi değiştirmesi için nasıl kullanabiliyoruz? Sistemi yönlendiren bir rehber RNA (guide RNA) var ve bu RNA dizisini istediğiniz gibi oluşturmanız mümkün. Ardından, Cas9 enzimi hedefe odaklanıyor ve hedef DNA’yı iki tarafından kesiyor. Bunun sonucunda, dizi işlevsiz bir hal alıyor. Burada oluşan bu kesiğe, ekleme-çıkartma yapmak için de imkan sağlanmış oluyor. Önceki gen biçimlendirme metotlarının en büyük problemi doğru hedefi yüksek hassaslıkla bulamaması olduğunu varsayarsak, CRISPR/Cas9 sistemi lambası patlamış bir yolun aydınlatıcı destekçisi adeta.
CRISPR/Cas9 tekniği 2013 yılında pratiğe dökülmesi ile beraber, binlerce uygulama alanı doğmuş oldu. Fare ve insan hücre hatlarında genleri etkisiz hale getirerek başlayan bilimsel çalışmalar, biyoyakıt üretiminden tutup zirai ürün iyileştirmesine kadar pek çok alanda uygulandı. 2016 yılında ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü, T bağışıklık hücresi içeren kanser tedavilerinde CRISPR sisteminin kullanılmasına ‘’uygundur’’ sinyalini verdi.
Şuanda ise, uygulama alanlarına bir yenisi eklenecek gibi gözüküyor. 30 Ağustos’ta Science dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, CRISPR/Cas9 köpeklerde Duchenne kas distrofisini tersine döndürmeyi başardı. Distrofi, kelime kökeni olarak doku bozulması anlamına geliyor ve Duchenne kas distrofisi (Duchenne muscular dystrophy, DMD), kas erimelerinin en sık görülen türü. Erkeklerde daha fazla görülüyor ve çocuk yaşta başlangıç gösteriyor. Vakaların yarısından fazlası kalıtsal yolla aktarılmakta ve bilinen bir tedavisi tam anlamıyla henüz yok.
Teksas Üniversitesi Southwestern Tıbbi Merkezi’nden araştırmacılar, köpeklerde kas erimesini kayda değer ölçüde geriletmeyi başarmışlar. İlk kez memelilerde bu denli bir başarı elde edildiği için oldukça heyecanlı bir haber olduğu aşikar. Distrofin adı verilen proteinin normal seviyenin %15’i oranında geri döndürülmesi yeterli bir eşik olarak görülürken, oran bazı kas gruplarında %92’ye kadar çıkmış. Araştırmacılardan Rejeneratif Bilim ve Tıp Merkezi Başkanı Dr. Eric Olson’a göre, “DMD’li çocuklar, genellikle kalp veya diyafram kaslarının çalışmamasından ölüyor. Böylesi bir onarım, bunun olmasını engelleyebilir.” DMD’li hastaların genel anlamda 30’lu yaşları zor gördüğü bir gerçek ve hayatlarının son yıllarını da solunum cihazına bağlı halde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Dr. Olson ve takım arkadaşları daha önceden fare ve insan hücrelerinde distrofin genindeki bozukluğu gidermeyi başaran ekip olarak biliniyordu. Bu perdenin devamında ise, genetik bozukluğa sahip dört köpek kullanılarak CRISPR/Cas9 bileşenleri, gen tedavisinde sıkça kullanılan adeno-associated virüsü tarafından distrofin geninin 51. Eksonuna (ekson, genlerin protein kodlamada görevli alt birimlerine verilen ad) taşınmış. Eksik olan protein birkaç hafta içinde üretilmeye başlanmış ve kalpte normal üretimin %92’sine, diyaframda da %58’ine ulaşmış.
Çalışma henüz kavram ispatı, diğer bir değişle temel bilim seviyesinde bulunuyor. Araştırmacıların temel gayeleri, proteinin uzun süre zarfında da üretilip üretilmeyeceği ve yan etkilerin olup olmadığını tam anlamıyla bilmek. Yine de, klinik araştırmalar yakın görünüyor. CRISPR/Cas9 sistemi ayrıca, genetik hastalıklara (hemofili, Akdeniz anemisi, orak hücre anemisi, kistik fibrozis, vb.), antibiyotik direncine, Down sendromu gibi kromozom bozukluklarına, organ reddine karşı da kullanılabilir. Hatta İsviçre bazlı CRISPR Therapeutics firması, bu yılın Mayıs ayında Akdeniz anemisi üzerine klinik deneylere başlamak için onay aldığını açıkladı. Bilimseverler ve birer bu yola hevesle gönül verenler olarak süreci takip ediyor, çalışmaları yakından izlemeye devam ediyoruz.
İlgilenenler için, dünya genelinde CRISPR/Cas9 ve benzeri yöntemlerle gerçekleştirilen gen biçimlendirme klinik çalışmaları: clinicaltrials.gov

YOU MIGHT ALSO LIKE

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder